Bir şeyi tam keyif almaya başladığımız yerde bırakmak kulağa yanlış geliyor. Güzel gidiyorsa neden duralım? Biraz daha oynayalım, biraz daha uğraşalım, biraz daha konuşalım. Sevdiğimiz bir şeyi daha fazla yapmanın daha fazla keyif vermesini bekliyoruz. Başlangıçtaki hesap gayet makul. Sonraki gelişmeler hesaplamaya pek dahil edilmiyor.
Mesela arkadaşlarla oyun oynuyoruz. Eğleniyoruz, konuşuyoruz, birbirimizin hatalarını büyük bir açıklıkla değerlendiriyoruz. Kendi hatalarımızdaysa aynı açıklığa ihtiyaç duymuyoruz. Onların teknik nedenleri var. Sonra bir maç kaybediyoruz. Böyle bırakılmaz. Bir tane daha oynayıp kazanıyoruz. Şimdi de hazır iyi gidiyorken bırakılmaz. Bırakma kararını maçın sonucuna bağlamışız ama iki sonuçta da devam ediyoruz. Oldukça tarafsız bir değerlendirme.
Bir süre sonra başta güldüğümüz şeylere sinirlenmeye başlıyoruz. Sohbet azalıyor, itirazlar artıyor. Güzel vakit geçirmek için açtığımız oyunu, birbirimizin karakterini sorgulayarak kapatıyoruz. Ertesi gün de eskisi kadar keyif vermediğini düşünüyoruz. Belki gerçekten vermiyordur. Belki de keyifli kısmın sonuna eklediğimiz üç saatin pek gereği yoktur.
Yarım kalan şeyler konusunda sık anılan bir kavram var. Zeigarnik etkisi. Tamamlanmamış işlerin daha iyi hatırlanması fikri. Üstelik hatırlamakla yeniden yapmak istemek aynı şey değil. Yani yarım bıraktığımız her şeyi başarılı bir zihinsel strateji olarak sunamayacağız. Güzel olabilirdi. Açıklamaya ihtiyaç duyan epey malzeme var.
Ama benim burada ilgimi çeken soru şu. Yarın da keyifle yapmak istediğimiz bir şeyi, neden bugün bütün keyfi bitene kadar sürdürmek zorundaymışız gibi davranıyoruz? “Zirvede bırakmak” derken anladığım, hala devam etmek istediğimiz bir yerde bugünlük durabilmek. Bir sonraki sefer için biraz heves, biraz merak bırakmak.
Bence buradan çıkarılabilecek en önemli life hack, ara verirken geri dönüşü de hazırlamak. Nerede duracağımızı, neyle devam edeceğimizi ve ne zaman döneceğimizi biraz olsun belirlemek. Böylece her seferinde yeniden heveslenmeyi beklemek zorunda kalmayabiliriz. İnsan yarın kendisinin daha disiplinli bir sürümünün uyanacağına inanıyor. Gelen yine aynı kişi. Biraz da onunla çalışmayı öğrenmek gerekiyor.
Yazılım geliştirirken bunun tanıdık bir hali var. Bir sorun çözülmüş, özellik çalışmaya başlamış, sıradaki adım belli. Tam bırakılabilecek yerde küçük bir iyileştirme akla geliyor. Şu fonksiyon da düzenlenebilir. Hazır buradayken diğer kısım da sadeleştirilebilir. Bir süre sonra kodu geliştirme işi, az önce neden değiştirildiğini anlama işine dönüşüyor. Başlangıçta çalışan bir şey vardı. Şimdi onun hatırası var.
O noktada bir sonraki adımı not edip kalkmayı deneyebiliriz. “Yarın sabah bu fonksiyona eksik veri kontrolünü ekleyeceğim” gibi. Tamamlamaya yakın olmak ve geriye ne kaldığını görebilmek, bazı deneylerde işe devam etme isteğiyle ilişkili bulunmuş. Bu, hatırlamadan ayrı bir mesele. Pratikte deneyebileceğimiz tarafıysa açık. Projeyi yeniden açtığımızda, önceki halimizin ne düşündüğünü araştırmak yerine belli bir adımdan başlayabiliriz.
Başarıya katkısı da buradan gelebilir. Bir akşam kendimizi tüketerek ne kadar ilerlediğimiz kadar, ertesi gün devam edip etmediğimiz de önemli. Bir sonraki başlangıcı kolaylaştırmak, her gün kendimizle motivasyon pazarlığı yapmaktan daha kullanışlı olabilir. Özellikle pazarlığın iki tarafı da bizsek. Kimin hangi bahaneye inanacağını önceden biliyoruz.
Özel hayatta da bu fikri denemeye değer buluyorum. Sohbet güzel gidiyor, birbirimizi merak ediyoruz. Sonra yoruluyoruz ama konuşma bitmesin diye yeni konular bulmaya çalışıyoruz. Sanki telefonu kapatırsak aramızdaki yakınlık da kapanacak. Bir noktada söyleyecek pek bir şeyimiz kalmıyor. Yine de iletişim devam ediyor. Teknik olarak.
Oysa güzel bir konuşmanın, bütün konular tükendiği için bitmesi gerekmiyor. Yarın anlatacak bir şeyimiz kalabilir. Tekrar görüşmek isteyebiliriz. Bunu söyleyip ayrılabiliriz. Birlikte geçirdiğimiz zamanın güzel olduğunu kanıtlamak için, sıkıcı hale geldiği noktayı da birlikte görmemiz şart değil.
Tabii buradan “En güzel yerde kaybolayım, beni düşünsün” sonucu da çıkarılabilir. İnsan öğrendiği her şeyi başkasının üzerinde denemek istiyor. Ama neden cevap vermediğimizi düşünen biri, mutlaka bizi çok çekici bulduğu için düşünmüyordur. Belirsizliğin yaptığı işi hemen karakterimize yazmayalım. Güzel bir sohbetten ayrılmakla karşımızdakini cevapsız bırakmak arasında hala fark var.
Sanırım zor olan, güzel giden bir şeyi durdurunca onu kaybetmeyeceğimizi kabul etmek. Oyunu kapatınca eğlence, bilgisayardan kalkınca üretme isteği, konuşmayı bitirince yakınlık ortadan kalkmak zorunda değil. Bazen devam ettikçe, korumaya çalıştığımız şeyin tadını kendimiz kaçırıyoruz.
Benim için buradaki mesele bırakmayı öğrenmek değil. Bırakacağım yeri biraz daha bilinçli seçmek. Hala keyif aldığım, yeniden dönmek isteyebileceğim bir noktada durmak. Her güzel şeyin sonuna, artık güzel olmadığını doğrulayacağımız bir bölüm eklememek.
Şimdi oyunu hala severken kapatın. Yarın yine açarsınız. Her güzel şeyi, sonunda “Zaten o kadar da iyi değildi” diye anlatacağınız hale getirmek zorunda değilsiniz. İnsan kendi kaçırdığı tadı, karşı tarafın kusuru olarak hatırlamayı seviyor.