Çocukken her şey ne güzeldi. McDonald’s’ta yediğimiz bir çocuk menüsü, hoşlandığımız kızın yüzünü görebilmek, teneffüste pet şişeyle oynadığımız bir garip futbol maçında zil sesinden hemen önce attığımız gol… Bunlar her gün yaşadığımız ama hiç sıkmayan, etkisi uzun süren mutluluklardı. Şimdi ise bir terfi, bir alkış veya birinin “Haklıymışsın.” demesi beni ancak birkaç dakika idare ediyor. Zamanla hayattan aldığım keyif de enflasyona yenildi galiba. Çocukken bir şeyi istemek için bir sebebe ihtiyaç duymazdım. Yağmur yağardı, dışarı çıkardım. Biriyle tanışırdım, arkadaş olurdum. Şimdi ise yağmur yağınca bile bir sürü hesap yapıyorum. İkili ilişkilerimdeki hesapları anlatmıyorum bile. Buna galiba olgunluk diyorlar ama bence faturası ağır bir sıkıcılık. “Kazanmak” istedim sanırım. Neyi, kime karşı, niçin diye hiç sormadım. Sormak bile bu “meşguliyette” zaman kaybı gibi geldi. Şimdi dönüp bakınca fark ettim ki amacımın kazanmak olduğundan bile emin değilim. Sadece kaybetmek istemiyordum. Aynı şey değil bu ikisi; biri hırs iken diğeri adı konulmamış bir korkaklık. Haklı olmayı severim, genellikle haklıyımdır da. İnsanlar buna genelde kibir der, ben ise istatistik diyorum. Sorun şu ki haklı olmak, mutlu olmak demek olmuyor. Şimdi dönüp baktığımda, keşke bazı konularda haklı değil de mutlu olsaydım diyorum. Anlık egomu tatmin etmeyi, belki daha uzun sürecek ve daha doğal bir bağa tercih ettim. Duygularımdan bahsetmem. Daha doğrusu, bahsettiğim duygular genelde benim için zerre önemi olmayanlardır. Benim için önemli olan şeyler hakkında ise neredeyse asla konuşmam. Bu genelde soğukluk gibi görülür ama aslında onları daha iyi bir zaman için buzluğa kaldırdım. İstediğim noktaya ne zaman erişirsem, o zaman onları da açarım diye planladım. Ama unuttuğum şey, buzluktan çıkan hiçbir şeyin eski tadını vermediğiydi. Bazılarının da çoktan son kullanma tarihi geçti. Bunlardan böyle bahsetmek de kolay benim için aslında. Çünkü “İstemeden oldu, hepsi bir kazaydı.” deyip kestirip atmak gibi. Ama durumun bu olmadığını, “Şu işi bir bitireyim, arayacağım.” dediğim insanlar listesinin ne kadar uzadığını fark ettiğimde anladım. Liste uzadı, işler hiç bitmedi. Ve hepsi bir tercihti, kaza değil. Bir önceki yazımda da söylediğim gibi, herkes yalan söyler. En iyi yalancının da kendim olduğunu aslında bu yazıyı yazarken fark ettim. Neyse, hayatımda belki de ilk defa dışarıya açık bir şekilde bu kadar sert bir öz eleştiri yapıyorum. Özümüze dönelim: Kazandım, yine. Okuyan sizler beni tebrik edemiyorsunuz, o yüzden kendimi tebrik ediyorum. Şimdi birisi ödülümü versin, iade etmek istiyorum çünkü. En kötü değiştiririm.