Son zamanlarda ne olmak istediğimi, nasıl bir hayat yaşamak istediğimi düşünüp bununla ilgili mini aksiyonlar alıyorum. Daha iyi bir insan olmak için karşımdakileri umursuyormuş gibi yaparken, daha çok para kazanmak için yeni iş fikirleri ve yatırımlarla kafayı bozmuşken, daha mutlu olmak için de pek keyif almadığım aktivitelerden keyif almaya çalışırken buldum kendimi. Kısacası daha iyi, daha zengin ve daha mutlu biri olmaya çalışıyordum. Şimdilik gelişen tek şey oyunculuğumdu.
Biraz o çok duyduğumuz “fake it till you make it” meselesi. Yalnız, bir süre sonra rolü o kadar iyi oynadım ki ortada pek bir değişiklik olmadığını kendimden bile saklamaya başladım. İnsan hem hasta hem doktor olunca rapora istediğini yazabiliyor. Peki, hedeflediğimiz insan olmanın sırrı ne? Kafamı yastığa koyduğumda sıkça düşündüğüm konulardan biri bu. Zaten gece yatakta oldukça kararlı ve üretken bir insanım. Tek sorunum, sabah kalkınca aynı adamı bulamamak.
Ama galiba kendimce bir şey yakaladım. Önce şu “hedeflediğimiz insan” meselesini biraz netleştirmek gerekiyor. Ne istiyoruz? Mutlu olmak.
Harika, oldukça açıklayıcı. Restorana gidip “Güzel bir şey yemek istiyorum” demek gibi; garson şu an hayatınızı çözdü.
Sizi mutlu edecek şey ne? Çalışmak zorunda kalmamak, dünyayı gezmek, daha iyi şartlarda yaşamak mı? Bunların önemli bir kısmı için para gerekiyor. Belki sevdiklerinizin yanında olmak, tanınmak, ailenizden takdir görmek istiyorsunuz. Bunları aynı torbaya atıp “Başarılı olunca mutlu olacağım” demek kolay, ama neyin peşinde olduğunuzu pek açıklamıyor.
“Tamam, bunları biliyoruz, sen bana nasıl zengin olacağımı anlat” diyebilirsiniz. O konuda kesin bir reçetem olsaydı önce kendime yazardım. Şimdilik kendi üzerimde denediğim daha küçük bir şeyden bahsedeceğim.
Korkmayın, sabah beşte kalkmanızı, aynaya bakıp başarılı olduğunuzu tekrarlamanızı veya evrene mesaj göndermenizi söylemeyeceğim. Evrenin gelen kutusuna erişimim yok, size yanlış bilgi vermek istemem.
İyi yaptığınızı düşündüğünüz bir şeyi düşünün. İşiniz olabilir, bir hobi olabilir, son derece gereksiz ama arkadaş ortamında iş gören bir yeteneğiniz bile olabilir. Onu yaparken her seferinde kendinize uzun bir motivasyon konuşması çekiyor musunuz, yoksa artık hayatınızın bir parçası mı? Benim fark ettiğim ayrım buydu. Bir şeyi başarmak için ara sıra büyük çaba göstermekle, onu düzenli olarak yapan biri olmak aynı şey değil.
Üniversitede oldukça kiloluydum, sağlıksız yaşıyordum ve fiziğimden memnun değildim. Sonraki yıllarda bazen haftanın yedi günü spor yaptım, bazen hiç yapmadım. Diyete başladım, bıraktım, kilo verdim, geri aldım. Her yeni başlangıçta bu kez farklı olacağından emindim. Öncekilerden farkı genellikle başlangıç tarihiydi.
Sonuç alıyordum ama sürdüremiyordum. Çünkü kafamda hep geçici bir proje vardı: Bir süre kendimi sıkacağım, istediğim fiziğe kavuşacağım, sonra rahatlayacağım. Yani beni memnun olmadığım yere getiren hayatıma geri dönebilmek için, bir süre başka türlü yaşayacaktım. Planın bu kısmını pek yüksek sesle söylemiyordum, söyleyince zekice durmuyor.
Ne zaman ki spor ve beslenme düzenim sürdürebildiğim bir hayat tarzına dönüştü, o zaman kendimi daha iyi hissettiğim bir görünüme kavuştum. Burada oturup fiziğimi övmeyeceğim, konu yeterince uzamadan egomu da araya sıkıştırmayalım. Ama biri “Her gün mü gidiyorsun?”, “Sen kesin tatlı yemiyorsundur”, “Alkolü tamamen bırakmışsındır” dediğinde aramızdaki bakış farkını görüyorum. Onun kafasında sürekli katlanmam gereken bir ceza var, benim hayatımda ise sıradan bir rutin.
Bu, hiç zorlanmadığım anlamına gelmiyor. Ağırlık hala ağır. Sadece spora gidip gitmemek için her seferinde hayatın anlamını yeniden tartışmıyorum. Benim değiştirmem gereken şey, ne kadar dayanabildiğim değil, normal bir haftamın nasıl geçtiğiydi.
Tabii buradan “Zengin olmak istiyorsanız zengin gibi yaşayın” sonucunu çıkarmayın. Cebinizde beş kuruş yokken pahalı restoranlara gitmek, gelecekteki kendinize yatırım yapmak değil; gelecekteki kendinize hesap bırakmak.
Tek başına erken kalkmanın, sürekli borsaya bakmanın veya başarılı insanların sabah rutinlerini ezberlemenin de sihirli bir tarafı yok. Saat beşte kalkıp aynı şeyleri erteliyorsanız, yalnızca daha uzun süre erteliyorsunuz.
Benim söylemek istediğim, başarılı birinin hayatında dışarıdan görünen şeyleri taklit etmek değil. O sonuca katkı sağlayacak davranışları kendi hayatınızda gerçekten yapıyor olmak. Bir iş kurmak istiyorsanız sürekli yeni fikirler bulmanın yanında, birini küçük ölçekte denemek de gerekiyor. Birilerinin gerçekten ihtiyacı var mı, yaptığınız şey işe yarıyor mu, öğrenmek gerekiyor. Kafanızın içindeki iş fikri her zaman muhteşemdir, müşteriler henüz yorum yapmamıştır.
Daha iyi bir insan olmak istiyorsanız da ilgili görünmekle gerçekten dinlemek arasındaki farkla uğraşmanız gerekiyor. Karşınızdaki konuşurken kendi söyleyeceklerinizi hazırlamak, sohbetin size düşen kısmını çalışmaktır; onu dinlemek değil.
Burada baştaki “mış gibi yapmak” meselesinden ayrılıyorum. Bir davranışı öğrenmek için başta bilinçli çaba göstermek başka, kendinize güzel bir görüntü sunup gerisini getirmemek başka. İlkinde bir şey yapıyorsunuz, ikincisinde yaptığınızı düşünmekten memnun oluyorsunuz.
Dan Koe’nun How to fix your entire life in 1 day yazısında bu ayrımı kurcalayan bir soru var. Bu arada okumanızı tavsiye ederim bu konuyu benden çok daha ustaca ele almış. Neyse, kendime şöyle çevirdim: Biri söylediklerimi hiç duymadan, yalnızca yaptıklarıma baksa, nasıl bir hayat istediğimi düşünürdü?
Biraz can sıkıcı bir soru, çünkü niyetlerinizi açıklayamıyorsunuz. “Aslında ben…” diye başlayan savunmanız alınmıyor. Ortada yalnızca yaptıklarınız var.
Mesela daha çok okumak istediğinizi söylüyorsunuz ama her akşam kitap önerisi videoları izleyip yatıyorsunuz. Kitaplarla ilgili oldukça bilgilisiniz, henüz içlerinden birine başlayamadınız.
Yakın ilişkiler istiyorsunuz ama sevdiğiniz insanları aramayı sürekli erteliyorsunuz. Sizin için çok değerliler, kendilerinin bundan haberi olmasa da olur.
Benim de kendimde yakaladığım şey bu: Değişmek istemeyi, değişmek için bir şey yapmışım gibi hesabıma yazıyorum. Üzerine yeterince düşününce sanki biraz yol almışım gibi geliyor. Sonra ertesi gün aynı şeyleri yapıyorum.
Bu yüzden artık kendime koca bir kişilik değişimi vaat etmek yerine daha sıkıcı bir soru sormaya çalışıyorum: Bunun günlük hayatımdaki karşılığı ne?
Daha çok okuyacaksam telefonu bıraktığımda kitabı açacak mıyım? Bir şey üreteceksem, yeni fikir aramayı bırakıp elimdekini bitirecek miyim? Daha ilgili biri olacaksam, bir arkadaşımı yalnızca kendi anlatacaklarım olduğunda değil, onu merak ettiğimde de arayacak mıyım?
Bunlar büyük dönüşüm hikayeleri kadar etkileyici değil. Kimse bir akşam oturup işinizi yaptığınız için arka planda müzik açmıyor. Ama benim ihtiyacım olan da biraz bu: Her doğru davranışı hayatımın dönüm noktası ilan etmeden, tekrar yapabilmek.
Olmak istediğim insanı önce kafamda tamamlayıp sonra onun gibi yaşamaya başlamayacağım. O insanın yapacağını söylediğim şeyleri, henüz pek beceremeyen halimle yapacağım. Sonra neyin işe yaradığına bakıp devam edeceğim.
Yoksa yarın yine aynı insan olarak uyanıp ne kadar değişmek istediğimi düşünebilirim.
Neyse bu konuda zaten oldukça istikrarlıyım.